19 Temmuz 2013 Cuma

Aylak Adam

"Bir bütün kendini oluşturan parçaların basit bir toplamı değildir. Bir bütün kendini oluşturan parçaların toplamından daha fazla bir şeydir."

Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam romanı ne zamandır çokça okumak istediğim bir kitaptı. Başlıca iki sebebi var bunun. Birincisi takip ettiğim bloglarda sıkça rastladığım bir kitaptı. Kitap tercihlerini kendime yakın bulduğum birkaç arkadaşımın da fazlasıyla sevdiği bir kitap olmuştu. İkinci sebep ise, Ankara'da çok sevdiğim bir cafe. Ne alaka diyeceksiniz şimdi:)

Ankara'da Tunus Caddesi'ne çok yakın bir konumda "Aylak Madam" diye çok tatlı bir cafe vardır. Benim Ankara'da ilk keşfettiğim yerlerden biri, bendeki yeri ayrıdır. Bu kadar sevdiğim bir mekana ismini veren kitabı da fazlasıyla merak ediyordum.



Açık olmak gerekirse, kitabın ilk sayfaları biraz zorlu oldu benim için. İlk etapta beni içine çekmedi kitap,belki de ben yeterince dikkatli değildim bilmiyorum. Bu da ben de bir panik yaratmadı değil. Herkesi bu kadar övgüyle bahsettiği kitabı nasıl beğenmem diye korktum (ki aslında böyle bir şey olabilir). Neyse. Biraz sabredip ilerlediğimde, kitabı iki günde bitirdiğimi fark ettim. Kesinlikle farklı bir kitaptı. Kapağını kapattıktan çok sonra bile etkisini sürdüren cinsten. Hani her okuduğunda yeni bir şeyler keşfettiğin kitaplar vardır ya, işte onlardan! Bir daha okuyacağım zamanı şimdiden iple çekiyorum. :)

Kitabın dili sade. Yapı Kredi Yayınları'na ait bendeki kitap, 150 küsur sayfası olduğu için okuması da rahat. Okudukça elinizde bir kalem, hem satırların altını çizip, hem de üstüne düşüneceğiniz güzel bir kitap. İsimsiz bir kahramanın romanı bu: Bay C. 

Herkesin kendinden bir parça bulacağına inanıyorum. Keyifli okumalar!

Kitaptan alıntılar:

"Onunla gidişinde, sevilenin bir isteğini yapma ferahlığının da payı yok muydu?" 
"Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?" 
"İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim.Olmak istedikleri, olamadıkları 'kişi'yi anlatırlar."

Birsen Tezer'den Ne Tuhaf adlı, İlhan Şeşen'le düet yaptıkları şarkıyla bitirelim o zaman,

"Kadınız, bilmeden seviyoruz."


5 Temmuz 2013 Cuma

Devrim Sokakta

Bu ülkede ters giden şeylere tepki ancak iki yolla gösterilebilir: Mizah ve toplu hareket. Alınan yeni kararlar, yapılan yeni düzenlemeler zaten birçok insanın hoşuna gitmeyen cinstendi. Üstüne son günlerde yaşananlar da eklenince, bütün bunların dışa vurumu gerçekleşti. Tabi bu sırada hiç hak etmediği hâlde bedel ödeyenler de oldu. Ancak insanların temel isteği daha fazla adalet, daha fazla özgürlük.

Bu da umutların tükendiği bir noktada, birçok insan için ışık oldu. Bu ülkede istediklerini yaptırabilecek, sesini güçlü ifade edebilecek bir kesimin olduğu gördük hep beraber. Bakalım zaman bizlere neler gösterecek?

ODTÜ her yıl olduğu gibi, bu yıl da pankartlarıyla hem eleştirdi hem güldürdü. Mezuniyet töreninde Gezi olaylarıyla ilgili düşüncelerini mizahi bir dille ifade eden gençler, sosyal medyada da büyük yankı uyandırdı. Meraklıları için:

http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/galeridetay/70604/4369/1/odtu-mezunlari-pankart-acti

Benim ilk üçüm (:

1)


2)

3) "Aynı tomada iki kere yıkanılmaz."

Beyoğlu Rapsodisi



Beyoğlu'yum ben rüzgarlar öğrenciler yağmurlar kadar eski.
Dünyanın ilk günleri ilk sakinleri gibi eski.
                                              İlhan Berk

Ahmet Ümit, hep kitapçı raflarında gördüğüm, okumak istediğim ama bir türlü okuyamadığım bir yazardı. Sonunda Ankara'dan evime dönerken, yol arkadaşı etsin diye AŞTİ'de kitap ararken kendime, ellerim Ahmet Ümit'e gitti. Beyoğlu Rapsodi'siyle yaptım açılışı.


Açılış diyorum, çünkü gerçekten tam benlik bir yazar. Üslubu, olayları anlatışı, akıcı dilini son derece başarılı buldum. Olay ağırlıklı romanın içerisinde yer yer Beyoğlu mimarisi ve tarihiyle ilgili de çok şey öğreniyorsunuz.

Sadece okuduğum onca Agatha Christie kitabından sonra, kurguda okuyucu şaşırtmaya yönelik yapılan hamle çok basit geldi. Daha ince düşünülmüş bir açıklaması olabilirdi çözümlenemeyen cinayetlerin.

Lise yıllarında tanışan üç gencin, birbiriyle ilintili hayatları; çözmeye çalıştıkları gizem ve bu sırada başlarına gelenlerin anlatıldığı kitabı tavsiye ediyorum. Ben diğer Ahmet Ümit kitaplarını da okumak istiyorum. :)

Ve kitaptan bir alıntı:

"İnanmak insanı mutlu eder.Ben ise kendi yolumun doğru değil, zorunlu olduğunu biliyorum. Zorunluluk insana sıkıntı verir. İşte o zaman da ortaya benim gibi tepeden tırnağa mantık , tepeden tırnağa irade, sıkıcı bir adam çıkar."


Bu aralar çok dinliyorum ve nedense çok seviyorum. (:

30 Mayıs 2013 Perşembe

Masal Dünyası

Masallar dünyası hep gizemli gelmiştir bana. Bir o kadar görkemli, efsunlu... Gerçek hayatta olmaz dediğin şeylerin bir anda oluverdiği, sihirli, büyülü bir diyar. İyilerin kazandığı, kötülerin cezalandırıldığı bir ütopyalar ülkesi belki de.

Benim içimde hep bir uktedir masallar. Küçükken bana uyumam için, ya da öylesine,sebepsizce masal okuyan biri olmamıştı. Hep özenirdim masal okunan çocuklara. Zamanla büyüdüm, kendi masallarımı, kendi kitaplarımı kendim okudum ama hiçbir şey o eksikliği kapatmadı sanırım.

"Once Upon a Time" izliyorum nicedir. Bilmeyenler için, masal kahramanlarının hepsinin lanetlenerek bizim dünyamızdaki bir kasabaya, Storybrooke'a gelişleri; burada yaşadıkları, geriye dönüşlerle anlatılıyor. Bütün karakterlerin hangi masal kahramanı olduğu zamanla ortaya çıkıyor. Onların geçmişlerine dönüşler ve diğer masal kahramanlarıyla olan ilişkileri arttıkça, diziye olan bağlılık da artıyor.


Bilmediğim masalları da bu dizi sayesinde öğreniyorum kısacası. :) Bir de yeni aldığım hediye sayesinde. :)

Erkek arkadaşım içimdeki ukteyi fark etmiş olmalı ki bana bir masal kitabı hediye ettiiii :))

Aldığım en güzel hediyelerden biriydi doğrusu. :) "Her Güne Bir Masal" 365 gün için birer masal var. Artık her gece yatmadan bir masal okuyorum içimdeki çocuğa (Seksenler'deki 46lık gibi:).

Yakınlarda teyze olacağım zaten, bir tane de onun için alacağım. O masalla büyüsün diye. =)

Sevdiğim bir üçlüden "Masal"ı dinleyerek noktalayalım o zaman. :)




Küçük Kara Balık

Samed Behrengi başlı başına bir yazar değildir benim için. Çok şey çağrıştırır bana! Daha dün gibi hatırlarım. İlkokul birinci sınıftayım. Harfler, heceler... "Emel ılık süt içer.", "Ömer mısır yer." Okumayana ilk sökenlerdenim sınıfta. İlkokul öğretmenim, laf aramızda ilk aşık olduğum insan:) , okumayı söken öğrencilere kitap hediye ederdi. Benimki de : Bir Şeftali Bin Şeftali'ydi. O yüzden Samet Behrengi de bu kitap da özeldir benim için.

Yıllar sonra, ki lise çağlarıma denk düşer, küçük bir kıza hediye etmek için kitap aldım: Küçük Kara Balık. Vermeden önce okudum tabi ki kitabı. :) Ve yine beni şaşırtmayan bir kitap tabi ki. Bir masal kitabında eşitlik, özgürlük gibi hâlâ daha üzerinde sıkça tartıştığımız temel taşları irdeleyen bir yazar. Belki de bu yüzden sadece çocuklara değil, 7den 70'e herkese hitap ediyor İranlı yazar.

Yıllar sonra çok sevdiğim bir dönem dizisinde, beni ağlatan bir sahnede yine Samet Behrengi. Çemberimde Gül Oya'yı izleyeniniz varsa anlamıştır ne demek istediğimi. Bırakın eşitliği, özgürlüğü; insanların istediği kitabı okuyamadığı bir dönemden bahsediyoruz. İlkokul çocuklarının gözünün önünde kitap yakılan bir ülke ve bir dönem bu. Yorum yok!



"Türkiye'yi sevmeyi anlat birilerine, birileri hep yanlış anladı çünkü."



Şimdi de yakın bir arkadaşım da yine Samed Behrengi'nin Püsküllü Deve'si vardı. Onu da ekledim okuduklarım kısmına. Küçük bir çocuğun oyuncakçıda gördüğü deveyi alma daha doğrusu hayal gücüyle yarattıklarına şahit olduk bu seferde.

Ben yeni nesil tanıdığım çocuklara ilk Behrengi hediye ediyorum. Benim için özel oldu, onlar için de özel olsun diye. Belki düşünmenin suç olmadığı bir dünya kurarlar diye...

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Challenge Accepted

Final haftasının normal şartlarda çok yoğun ders çalışılan bir dönem olması lazım. Benim için pek öyle sayılmıyor doğrusu. Adeta ders çalışmamak adına kendime işler üretiyorum zaman zaman. Baktık yapacak bir şey yok, bu sefer istisnasız erkek arkadaşımla tartışıyoruz. Nasıl güzel bir tesadüf! :)

Neyse bu gün de yine tartışmalı bir gün oldu(sonuna iyiye bağlansa da:) . Ama akşam verimli bir şekilde ders çalışınca kendimi ödüllendireyim dedim veee film izledim. :)

"The Jane Austen Book Club"/ Kitap Kulübü'nü izledim arkadaşımın tavsiyesi üzerine. Bugüne kadar Jane Austen'ın Aşk ve Gurur'unu okumuştum sadece ve fazlasıyla sevmiştim. Bu yüzden film de hemen ilgimi çekti. Hem Austen kitaplarını yakından tanımak hem de farklı karakterlere sahip bu altı insanın kesişen hayatlarını izlemek keyifliydi. :) 5 kadın ve bir adam; her ay Austen'ın bir kadını ele içlerinden birinin evinde ele alıyorlar. Geçen her ayda aralarındaki ilişkilerin yönleri farklılaşıyor haliyle. Prudie rolüyle Emily Blunt bence en iyi oyunculuklardan biriydi.

Filmi tavsiye eden arkadaşımla film üzerine konuşurken, yazın belirlediğim bir yazarın tüm kitaplarını okumak gibi bir isteğim olduğunu söyledim. Jane Austen neden olmasın diyordum ki, arkadaşım çok sıkılacağımdan ve  bitiremeyeceğimden bahsetti. "Challenge Accepted" buradan geliyor=)

Bu yaz için kitap okuma iddiasına girmiş bulundum. Okuduğum her Austen kitabını da buradan paylaşacağım sonraları. Yani inşallah=)

Beni hem dinlendiren, hem de mutlu eden bir şarkıyla bitsin o zaman bu gece:))




19 Mayıs 2013 Pazar

Seksenler

Bu sıralar sürekli izlediğim bir Türk dizisi var: Seksenler. Üniversite okuyan ve yurtta kalan bir çok insan gibi ben de televizyon aleminden bir hayli uzak kalıyorum doğrusu. Ama Seksenler'i internet üzerinden takip ediyorum. Henüz son yayınlanan bölüme gelemedim ama son derece içten, bizden bir dizi olmuş.

Kuzenimin tavsiyesi üzerine başlamıştım izlemeye. Şimdiyse final haftasında bile onu izliyorum. :)

En sevdiğim Ergun Plak:)) Rengarenk,desenli gömlekleri ve yine rengarenk İspanyol paça pantolonlarıyla, Nazlı'ya olan aşkıyla ve şarkılarıyla kalbimi çoktan fethetti doğrusu.

Al(a)mancı Şahin'i, tiyatrocu Niyazi'si, Ahmet'i, sağcısı, solcusu, bakkalı, askeri, berberi... kısacası her şeyiyle tam bir mahallede yaşananlar seriliyor gözler önüne.

Dizinin en ilginç karakteri belki de SUSMUŞ. Adı,sanı, kim olduğu bilinmeyen ve tek kelime bile etmeyen bir mahalle sakini. Yani tam bir gizem. Niye hiç konuşmuyor kimseler bilmiyor. Konuşmadığı için, herkes gidip derdini ona anlatıyor. İçini döküyor. Son yayınlanan bölümlerin birinde sonunda konuşuyor Susmuş ama ben daha o kısma gelmediğim için heyecanla bekliyorum onun hikayesini. :)

Dönem dizilerinin ilginç yanlarından biri de şu anki zamanla kıyaslama yapabilmen. Şu an varlığı bizim için son derece olağan olan şeyler, o zamanlar yeni ortaya çıkmış olması şaşırtıyor beni biraz. Mesela KDV o dönem gündeme gelmiş. Kot pantolon giymek o dönemde başlıyor. Hatta doğum günü kutlamak bile. Dizideki Gülden karakterinin doğum gününü pastahanede kutlaması ve doğum gününe gidilirken hediye alınması falan o zamanlar için fazla ilginç ve gereksiz görülüyormuş. :) Hatta dizinin bilge karakterlerinden nam-ı değer 46lık'ın söylediğine göre insanlar bencil oldukları ve en azından yılda bir gün diğer insanlar tarafından şımartılmak/takdir edilmek istendikleri için doğum günleri kutlanacakmış. Düşündürücü!

Umarım siz de bir fırsat bulup izleyebilirsiniz. Kendinizden bir şeyler bulacağınıza eminim. :)

Veee tabi ki dizide sıkça dönem şarkılarına yer veriliyor. Diziden bir alıntı ve şarkı gelsin o zaman:))


"Sevginin büyüklüğü bazen ondan vazgeçebilmektir."

HOŞGELDİNİZ

Nasıl anlatsam, nereden başlasam bilemedim doğrusu. Bu dünyadaki binlerce genç insandan biriyim. Beni özel kılan ne var şu sıralar pek bilemesem de, kendimi ifade etme ihtiyacı, biraz da yarına kendimden bir iz bırakma iç güdüsüyle ben de blog alemine yazar olarak katılmış bulunmaktayım. :)

Yazmak ne beceri, ne de ustalık işidir bana kalırsa. Yazmak CESARET işidir yalnızca ( ya da belki başlangıçta.). Bende de bir cahil cesareti tutturdu sen de yaz diye. Kıramadım ne yapayım. 

Tabi yakın bir arkadaşımın blog yazarı olması ve onun kendi blogumu açmadaki katkılarını atlarsam dilinden kurtulamam doğrusu. :) Ona da buradan çook teşekkürler!

Neler mi yazacağım? Cevap basit: Kendimi. Sevdiğim şarkıları, okuduğum kitapları, kısacası beni etkileyen her şeyi. Benzer zevkleri paylaştığımız insanlarla karşılaşma ihtimali belki de yazmanın güzel yani. Ya da tam aksi düşünen insanlarla söz dalaşı yapmanın zevkidir bizleri yazmaya iten. 

Sizlere bendeki yeri çok özel bir Türk müzikali ile "HOŞGELDİNİZ!" demek istiyorum. Hisseli Harikalar Kumpanyası. Haldun Dormen'in yazdığı, müziklerini Çiğdem Talu- Melih Kibar ikilisinin yaptığı, ki benim için çok özel bir ikilidir, hatta Broadway'de sahnelenen ilk Türk müzikalidir kendisi.

Adile Naşit, Nevra Serezli, Ayşen Gruda, İlyas Salman, Erol Evgin gibi önemli isimlerin yer aldığı bir müzikaldir. 

2007'de yeniden sahnelendi müzikal. Eskilerden Erol Evgin ve Ayşen Gruda var. Eskisinin yerini tutmasa da bu da izlemeye değer. :)

Adile Naşit ve Erol Evgin'den sevimli bir şarkıyla açıyor benim blogum da perdesini. 


Tekrardan HOŞGELDİNİZ (: